ana sayfa / Son Dakika / ABD, Erdoğan’ı deliğe süpürmekten vazgeçip kullanmayı sürdürecek mi?

ABD, Erdoğan’ı deliğe süpürmekten vazgeçip kullanmayı sürdürecek mi?

Üst Akıl

Sinan Mert

2006 yılında American Enterprise Institute adlı düşünce üretme kuruluşunda Erdoğan’ın en yakın adamlarından Cüneyt Zapsu’nun sarfettiği sözler uzun süre Türk kamuoyunu meşgul etmişti.

Dönemin Milliyet gazetesi Washington Temsilcisi Yasemin Çongar’ın haberine göre Zapsu Erdoğan için, ‘Bu adam dürüst adam, bu adamı deliğe süpürmek yerine kullanın.’ demişti.

Aradan yıllar geçti, Erdoğan ABD ile son iki yıla kadar neredeyse ciddi bir kriz yaşamadı ve hep işbirliği içinde oldu. İddia edildiğinin aksine 17-25 veya 15 Temmuz darbesi dahi Erdoğan-ABD ilişkilerinde ciddi bir kriz meydana getirmedi.

Ne zaman ki darbeden birkaç ay önce 22 Mart 2016’de Erdoğan rejimi ile kirli ilişkiler içinde olan İran asıllı işadamı Rıza Zarrab ABD’de tutuklanınca (veya gidip teslim olunca) Erdoğan kıyameti kopardı.

Çünkü Zarrab Erdoğan ve çevresinin kirli ilişkileri hakkında çok şey biliyordu. Erdoğan rejimi de misillemede bulunarak Aralık 2016’da ABD Başkanı Trump’a ideolojik olarak yakın olduğu öne sürülen ve 20 yıldan fazla süredir Türkiye’de yaşayan Rahip Andrew Brunson’ı tutuklatarak, tarihe mal olacak ‘tutsak diplomasisi’ni başlattı.

Obama’nın tersine Türk-ABD ilişkilerinde bir çığır açması beklenen Trump’la ilişkiler bu tarihten sonra kabusa dönüştü.

Erdoğan ve yandaşları zaman zaman yaptıkları açıklamalarla hem Trump’a, hem Amerikalı yetkililere, diplomasi diline sığmayacak şekilde ağır sözlerle saldırmaya başladılar.

Bu savaşta şüphesiz en çok mutlu olanlar da iki zıt kutup olduğu düşünülen ancak mantalite olarak birbirinin copy-paste’ı olan Bahçeli ve Perinçek’di.

Mesela Perinçek’in, ‘Ya Erdoğan gemisindesin ya ABD, üçüncü bir gemi yok, biz Erdoğan gemisindeyiz.’ sözleri çok manidardır.

Bahçeli ise diplomatik krizin ruhundan uzak olarak, ‘ABD yaptırımının asıl gayesi Erdoğan.’ diyerek Erdoğan’ın iktidarda kalmasının kendisi için de hayat memat meselesi olduğunu ortaya koydu.

Peki ya Erdoğan, yandaş medya ve hükümetteki adamlarının ABD ve Trump için sarfettiği sözlere ne demeli? Normalde hem Erdoğan, hem de ABD cephesinde karşılıklı sarfedilen sözler hele hele iki NATO müttefiki arasında benzeri görülmemiş ağır ifadeler içeriyor.

Trump’ın gece yarısı attığı twitlerle Türkiye’ye yaptırım kararı aldığını açıklaması ve Türkiye’nin bir daha ABD’nin sağladığı kolaylıklardan faydalanamayacağını dile getirmesi daha önce benzeri görülmemiş diplomatik bir çıkıştı.

Aynı şekilde Trump’ın yardımcısı Mike Pence’in, ‘Ya Brunson’ı şimdi serbest bırak ya da sonuçlarına katlan.’ mealli twiti de en az o kadar ağırdı.

Sürekli ABD’yi tehdit eden Erdoğan’ın, ‘Menbiç’ten çekil’ sözlerine Pentagon’dan yapılan yazılı açıklama ise ‘gücün yetiyorsa hadi gel’ türündeydi: ‘Afrin’de askerimiz yok ama Menbiç’te varız, çekilmiyoruz.’

Daha önce Fransa, Almanya, Hollanda, Rusya, İran gibi ülkelere ağır sözlerle saldıran sonra sert dönüşler yaparak bunların çoğuyla yeniden dost olan Erdoğan benzer sözlerle ABD’yi de kah tehdit etti, kah kendi tabanını uyutmak için kullandı.

Erdoğan’ın son birkaç ayda sarfettiği sözlerinden bazılarına baktığımızda nasıl bir strateji izlediğini az çok anlayabiliriz:

Trump’ı kastederek, ‘Devletlerin başarısının sırrı savaşa hazır olmaktır, biz herşeyimizle hazırız.’

Trump bana şantajda bulundu, yarın saat akşam 6’ya kadar Papaz Brunson’ı serbest bırakmamı istedi. Ben bırakmıyorum. (mealen)

ABD şantaja devam ederse yeni müttefikler aramaya başlayacağız.

ABD ve diğer bazı NATO üyesi ülkeler Türkiye için öncelikli tehdittir.

Pentagon sözcüsüne; Be ahlaksız be  vicdansız.

ABD YPG’ye silah veriyor.

Amerikalı generallere: Belli ki bunlar hayatlarından Osmanlı tokadı yememişler.

ABD’den dürüstlük görmedik, Rusya ile devam ediyoruz.

Menbiçte bazı ABD askerlerinin üzerinde YPG armalarının ortaya çıkması üzerine: Teröristlerin üniformaları üzerindeki işaretlerinizi söküp alın ki teröristlerle birlikte onları da toprağa gömmeyelim.

ABD’de evanjelist siyonist anlayışın tehditkar dil kullanmasını kabul etmemiz mümkün değil.

Obama döneminde hep aldatıldık, kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız.

Trump’ın ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması kararı üzerine; Biz de sizi tanımıyoruz.

Rejim medyası ise Erdoğan’dan daha sert sözler sarfetmekte geri durmadı. Mesela Erdoğan’ın Putin’le el sıkışmasını manşetine taşıyan Yeni Şafak, ABD’yi kastederek Erdoğan’ın sözleriyle; ‘Dostluğumuz birilerini kıskandırıyor’ manşetini kullandı.

Star gazetesinin manşetlerinden biri, ‘Erdoğan olmasaydı ABD Türkiye’yi F.tö’ye teslim ederdi.’

Ya Erdoğan için sadece tetikçilik yapmak için yayınlarını sürdüren Milat ve Takvim gazetelerinin manşetleri: ‘Bunak trol’, ‘Şeytandan kurtulma vakti’

Hele her yayını yalan, iftira, şantaj ve gayri ahlaki olan Yeni Akit’in şu manşetine ne demeli? ‘Başkan Erdoğan ve Albayrak’ın sözlerini doğrulayan gelişme ve dünya doları terkediyor.’

Erdoğan’ın akıl hocalarından Yiğit Bulut’un zaman zaman Erdoğan tarafından da dillendirilen şu sözleri ise AKP kamuoyunun nasıl uyutulduğunun klasik bir örneği: Türkiye ABD; İngiltere, Almanya ve Fransa’ya karşı bir bağımsızlık savaşı veriyor.

Putin ve İran lideri Hamaney’le sık sık poz vermeler, Amerika’nın istenmeyen kişi ilan ettiği Venezuela diktatörü Maduro’yı neredeyse günde beş vakit aramalar, Sudan’ın uluslararası ceza mahkemesi tarafından aranan ismi Hasan el Beşir ile yan yana oturmalar ABD’nin bir tarafa kaydettiği önemli gelişmeler.

Peki tüm bunlar yaşanmışken, bir anda Brunson’ı serbest bırakan Erdoğan’ın estirdiği bahar havası gerçekten kalıcı mı?

Rusya’ya neredeyse teslim olmuş bir strateji izleyen Erdoğan’ın bu kez Trump’ın masasına giderek kadeh tokuşturmasına Putin ne kadar izin verecek? İzin verse bile imzalanan milyarlarca dolarlık S400, nükleer santral projeleri ne olacak?

Şu ana kadar yaptığı manevralar ve 180 derecelik dönüşlerle pek çok ülke ile krizi derin dondurucuya kaldıran Erdoğan’ın bunu daha ne kadar sürdürebileceği biraz da şartlara bağlı. Nasıl ki kendilerine yapılan en ağır hakaretleri dahi sineye çeken Alman ve Fransız liderler Suriyeli mültecilerden dolayı Erdoğan’ın ayağına kadar gelebiliyorsa, ABD de Trump’ın diktatörlerle çalışma iştahı ve bölgesel şartlardan dolayı bir süre daha Erdoğan’ı deliğe süpürmemek için bekleyeceği görülüyor.

 

Bunu da takip et

Varank: TÜBİTAK’tan 1289 kişi ihraç edildi!

Bakan Varank son dakika açıklamasında TÜBİTAK’tan 1289 kişinin ihraç edildiğini açıkladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı …