ana sayfa / Son Dakika / Diktatörlerin ve İslamcıların en büyük yalanı: Vadedilmiş topraklar!

Diktatörlerin ve İslamcıların en büyük yalanı: Vadedilmiş topraklar!

Üst Akıl

Sinan Mert

İslam dünyasında veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan Müslümanlar arasında en hassas konu sürekli İsrail oldu ve olmaya da devam ediyor.

Hemen her gün bir kral, diktatör ya da bir dini lider boğazını yırtarcasına İsrail’e hakaretler yağdırıyor.

Pek çok ülkede İsrail bayrakları büyük bir zevkle sürüler halinde yakılıyor, Yahudiler için en galiz ifadeler kullanılıyor.

Fakat her nedense İsrail’e hakaretler yağdırarak veya bayrak yakarak dine, vatana, millete hizmet ettiğini zanneden veya bu manzaradan çıkar devşirmeye çalışan kitleler kendi ülkelerinde veya toplumlarında yaşanan herhangi bir ahlaksızlığa, yolsuzluğa ve hatta soykırıma sessiz kalıyor. Hatta İsrail’e parmak sallayan liderlerinin, İsrail’in yaşam garantörü olan ABD ile sıkı fıkı olmalarına sessiz kalmakta bir beis görmüyorlar. Nereden bakılırsa bakılsın tam bir ikiyüzlülük…

Ama İsrail’e küfretmenin veya bayrağını yakmanın bir müeyyidesi yok, tam tersine getirisi çok fazla.

İsrail’e en iyi hakaret yağdıran sivil toplum örgütü halktan çok iyi para topladığı gibi, o tür bir siyasetçi de hedefindeki koltuğa ulaşmak için çok büyük bir avantaj sağlamış olur.

Hatta İsrail üzerinden rant elde eden bu kitleler, muhaliflerini sindirmek için de çok rahatlıkla ‘sen neden İsrail’e küfretmiyorsun, demek ki sen Mossad veya CIA ajanısın’ yaftasını da yapıştırabiliyor.

Tabi oluşan bu tablodan en fazla başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasındaki diktatörler ve en önemlisi de İsrail faydalanıyor.

Bunu anlayabilmek için İsrail’in Filistin topraklarındaki genişleme haritasına bakabiliriz. 1948 yılında fiili olarak kurulan İsrail, aradan geçen 70 yılda fiili işgaller ve yerleşim birimleriyle Filistinlileri adeta nefes alamaz hale getirmiştir. Hem de tüm bunları, İsrail’e karşı kurulan Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve milyarlarca dolar harcayan diktatörlere ve seller gibi akarak bayrak yakan insanlara rağmen gerçekleştirmiştir.

Peki İsrail diktatörler ve sokaklar için neden bu kadar kullanışlı bir argüman?

En önemli sebebi kuşkusuz Müslümanlar için ilk kıble olan Kudüs’ün İsrail tarafından işgal altında tutulması. Diğer önemli sebep ise başta Türkiye olmak üzere İsrail’e komşu ya da yakın olan ülkelerdeki yaygın ‘ard-ı mev’ud’ yani vadedilmiş toprak düşüncesi.

Türkiye’de sıradan bir insana dahi sorsanız İsrail’in Türkiye’nin güneydoğusunda toprak aldığını, bunu da ‘vadedilmiş topraklar’ı elde etmek için yaptığını söyler.

Siyasal İslam, insanların gözünü o kadar kör ediyor ki, hiçbir insan dönüp İsrail’in günümüzdeki haritasına bakma ihtiyacı dahi duymuyor. İsrail’in nasıl küçülürek, elindekileri muhafaza etmeye çalıştığını görmüyor.

Mesela, İsrail 1967’deki 6 Gün Savaşları’nda işgal ettiği Sina Yarımadası’ndan, 1979 yılındaki Camp David Anlaşması’nın sonucu olarak 1982 yılında çekildi.

Aynı şekilde 1982’de işgal ettiği Güney Lübnan’dan 2000’de, Altı Gün Savaşları’nda Mısır’ın elinden aldığı Gazze’den de 2005 yılında çekildi. Yine bu savaş sırasında işgal ettiği Batı Şeria’dan ise tamamen çekilmemekle birlikte bazı bölgeleri Filistin Otoritesi’nin denetimine bıraktı.

6 Gün Savaşları’nda işgal ettiği topraklardan sadece Golan Tepeleri’ni Suriye’ye geri vermedi. Ancak Golan Tepeleri hem sahip olduğu su rezervleri ve hem de bereketli toprakları ile İsrail için hayati bir öneme sahip.

Sadece Sina Yarımadası, İsrail’in kontrolündeki toprakların üç katı büyüklüğünde.

Dünyadaki tüm Yahudi nüfusunun yaklaşık 13 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun yarısına yakını İsrail’de yaşıyor.

Dolayısıyla 400 milyonluk bir Arap topluluğunun ortasında 6 milyonluk bir İsrail’in büyük bir toprak parçasını kontrolü altında tutması mümkün değil.

Ama gel gör ki, Erdoğan tipi liderler bir yandan hergün İsrail’in ırkçı lideri Netanyahu ile küfürleşirken, diğer yandan bu ülke ile ticaretini, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir rekora taşıyabilmektedir.

Hatta sahibi olduğu gemilerin en sık demirlediği limanlar İsrail’de olabilmektedir.

Ya da ABD’ye gittiğinde Erdoğan’ı ilk karşılayanlar Yahudi lobileri olabilmektedir. Hatta Erdoğan, soykırım uyguladığı Hizmet Hareketi’ni ABD’den çıkarabilmek için çok rahatlıkla Yahudi şirketlere milyonlarca dolar aktarabilmektedir.

Aynı Erdoğan’ın 2005 yılında İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında Sabra ve Şatilla katliamlarının baronu Ariel Şaron tarafından nasıl karşılandığını ve Şaron’un, ‘Yahudi milletinin başkenti Kudüs’e hoş geldiniz.’ sözü karşısında nasıl sus pus olduğunu internetten küçük bir arama yapan herkes görebilir.

Şüphesiz Erdoğan ve arkasında giden topluluğun İsrail karşısında izlediği politika İslam dünyasının bir aynası niteliğindedir.

2010 yılındaki Mavi Marmara olayı sırasında Erdoğan’ın nasıl aslan kesildiğini, ancak aynı Erdoğan’ın daha sonra çark ederek, ‘bana mı sorarak gittiniz’ dediğini tüm dünya biliyor.

Ya da Erdoğan’ı tüm siyasal İslamcılar arasında efsaneleştiren ‘one minute’ olayının nasıl bir mizansen olduğunu, Erdoğan’ın aslında o sözü muhatabı Şimon Perez’e değil de, moderatöre sarfettiği yönündeki ikrarını da herkes rahatlıkla okuyabilir.

Ama maalesef Erdoğan’ın peşinden giden kitleler, Kazlıçeşme Meydanı’na toplanarak İsrail’i tel’in ettiği gibi, bunlardan bir tanesi dahi çıkıp Erdoğan’a, ‘Hani sen Gazze’ye gidecektin, aradan kaç yıl geçti, sözünü niye tutmuyorsun?’ diyememektedir.

Erdoğan’ın, Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı sırasında nasıl da gerginlik yaptığını da herkes biliyor. Peki Trump, Kudüs’ü fiili olarak tanıdı, peki Erdoğan buna karşı ne yaptı? Hani Sudan Meclisi’nde konuşurken sarfettiği ‘başını iki elinin arasına al ve kararından dön’ atarlanmaları?

Tam tersine Erdoğan, Trump ile telefonda yaptığı görüşmeleri, büyük bir gururla kendi sosyal medya hesabından paylaşıyor. Bu Trump, sözde 15 Temmuz darbesinin arkasındaki ülkenin de lideri aynı zamanda.

Bunu da takip et

Güney Kore Guaido’yu eçici Devlet Başkanı Olarak Tanıdığını İlan Etti

Güney Kore Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Seul hükümetinin, Venezuela’da kendini “geçici devlet başkanı” ilan eden Juan Guaido’yu tanıdığı …