ana sayfa / Son Dakika / El Kaide Suriye’de ilerlerken, Erdoğan neden sessiz?

El Kaide Suriye’de ilerlerken, Erdoğan neden sessiz?

Üst Akıl

Sinan Mert

Türkiye’nin içinde bulunduğu travmayı anlatabilmek için, ülkede son birkaç günde yaşanan bazı gelişmelere bakmak yeterli.

Pembe dizileri andıran hikayesiyle Palu ailesi, Müge Anlı’nın programında düzenlenen müthiş bir operasyonla canlı yayın sırasında polis tarafından bertaraf edildi.

Erdoğan’ın deyimiyle Türk tarihinin en bağımsız ve tarafsız medyası, İbrahim Kalın’ın köşeye sıkıştırdığı ve Erdoğan’ın randevu vermediği Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’la ilgili görselleri, Clinton-Ecevit görselleri ile süsleyerek vermeye devam ediyor.

Ormanları yok eden, saraylar inşa eden, İstanbul’u beton bir şehre dönüştüren Erdoğan, sanki son 16 yıldır Türkiye’yi kendisi yönetmiyormuş gibi, ‘Bu kapitalizm nelere muktedir. Deniz kenarlarını orman alanlarını betona çevirme gayretinde olanlar var. Orman morman ne var ne yok kesiyor atıyor oraya, dikey mimari yapayım oradan da malı götüreyim, yapılan iş bu. Doğa şöyle olmuş böyle olmuş umurunda değil..’

Muhalefetin içi daha da içler acısı. En kritik zamanlarda ortaya çıkıp Erdoğan’ın ekmeğine yağ süren, her hukuksuz hareketini meşrulaştıran ve ortaya hiçbir ahlaki duruş ortaya koyamayan CHP, Türkiye’yi ne Erdoğan, ne Bahçeli, Türkiye’yi daha güçlü ve daha derin bir yapı yönetiyor.’ iddiasını ortaya attı. Peki kim bu yapı diye sorulduğunda ise cevap olarak hamasetten öte bir tavır ortaya koyamıyorlar.

Ekonomi ise daha da içler acısı. Hergün iflaslar, zulüm, haksızlık, fakirlik, elde kalan inşaatlar hakkında sosyal medyada paylaşımlar yapılırken, damat Türkiye ekonomisinin şaha kalktığını, uygulamaya koydukları ekonomik programın ise eksiksiz yürüdüğünü öne sürüyor.

Örnekler yüzlerce. Ve bu örneklerde halkın nasıl kandırıldığı, yalan söylendiği, dinin istismar edildiği, zulüm yapıldığı var. Fakat Erdoğan medyası için Türkiye bir bolluk, bereket, adalet, güç, demokrasi ülkesi. Gerisi hep palavra.

Küçük bir Türkiye fotoğrafı ortaya koyduktan sonra asıl konumuza gelecek olursak, Suriye’de çok ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Tam da Trump’ın ‘Suriye’den çekiliyoruz, çeeekilllldikkkkkkk’ derken bir anda 180 derece geri adam atarak, ‘hayır ben hemen çekileceğiz demedim, Kürtleri koruyacağız.’ demesiyle günlerdir davul zurna çalarak zafer naraları atan Erdoğan medyası bir anda boşluğa düştü.

Zaten Trump’ın geri çekilmesini Erdoğan’ın ona diz çöktürmesine bağlayan medya, birkaç gün sonra zaten, ‘ABD çekilirse, halimiz nice olur.’ serzenişinde bulunmaya başlamıştı. Trump’ın geri çekiliyoruz sözünü destansı manşetlerle verenler, ‘kalıyoruz’ sözünü de aslında benzer ifadelerle destekliyor.

Ancak bir seçim öncesi yine ‘bir sabah gireriz ha’ tehditleri savuran Erdoğan’ın, cihatçıların birbirini boğazladığı İdlib’te İşid’in devamı Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) bir anda tüm İdlib’i ele geçirmesi karşısında sessiz kalması düşündürücü. HTŞ, hem de Erdoğan’ın bizzat finanse ettiği aralarında Nurettin Zenki ve Ahraru Şam gibi pek çok IŞİD kalıntısını püskürterek bölgede kontrolü ele aldı.

3 milyondan fazla insanın yaşadığı İdlib’in yeniden İŞİD’in kontrolüne girmesi demek beraberinde pek çok senaryoyu gündeme getiriyor.

Bazı senaryolara göre aslında HTŞ’nin ilerlemesi tam da Erdoğan’ın istediği bir durum. İddialara göre Erdoğan Rusya ve Suriye rejimi ile anlaşarak HTŞ’nin ilerlemesine göz yumdu. Bu şekilde Erdoğan, Rusya ve Suriye’nin İdlib’e operasyonlarının önünü açarken, karşılığında da aylardır girmekle tehdit ettiği Münbiç’i ele geçirecek.

Diğer bir senaryo ise aslında bölgede işler Erdoğan’ın istediği gibi gitmiyor. Sadece Türkiye’den para alan, ancak Türkiye’yi hiçbir şekilde sevmeyen cihatçı gruplar teker teker yeniden HTŞ’nin bayrağı altında toplanıyor. Hatta bu tezlere göre, tıpkı Süleyman Şah türbesi ve Musul Konsolosluğu gibi yeni olaylar da yaşanabilir ve Türkiye’nin İdlib’te inşa ettiği kontrol noktalarındaki askerler HTŞ’nin eline düşebilir.

Üçüncü bir senaryoya göre yine İdlib’te yaşananlar Erdoğan’ın politikalarına çok da uymuyor. Çünkü HTŞ’nin bölgede denetimi yeniden sağlaması ve akabinde gelecek Rus-Suriye saldırıları demek, bölgedeki milyonlarca insanın Türkiye’ye kaçması anlamına geliyor.

Aslında bu senaryolara onlarcası da eklenebilir, ancak sebep her ne olursa olsun, en olumsuz senaryodan dahi perde arkasında gerçekleştirdiği görüşmelerle çıkış yolu bulan Erdoğan’ın son gelişmeleri nasıl lehine çevireceği merak ediliyor.

Bölgede Rusya, ABD, Avrupa, Arap ülkeleri ile hem çatışarak, hem de sürekli ittifak değiştirerek şu ana kadar ayakta kalmayı başaran Erdoğan’ın bu oyunu daha ne kadar sürdürebileceği bilinmiyor. Ancak yaptığı hırsızlıklar, yolsuzluklar, zulümlerden dolayı yatağında rahat uyuyamadığı bilinen Erdoğan’ın uykularını kaçıran diğer bir olayın da Suriye olduğu ortada.

Erdoğan’ın, FETÖ safsatası ile birlikte koltuğunu koruyabilmek için kullandığı ikinci en önemli konu olan Suriye ve Kürtlerle ilgili kimlerle ne tür pazarlıklar yaptığını şüphesiz kimse bilmiyor.

Diktatörlerle çok iyi anlaşan Erdoğan’ın medeni Avrupa ile de bir şekilde masaya oturabilmesi gerçekten bir deha örneği. En küçük bir avantaj kırıntısını dahi, rakiplerine karşı büyük bir koz olarak kullanabilen Erdoğan’ın en büyük avantajı şüphesiz elindeki medya gücü ve Türkiye’nin yüzlerce yıllık birikimi.

Kim ne derse desin, Erdoğan ne kadar pespaye bir rejim inşa ederse etsin, Türkiye tarihi, stratjik konumu, bağları, geçmişten devraldığı ekonomisi ve demokrasi geleneği ile büyük bir ülke. Kimse bu ülkeyi kaybetmek istemiyor. Bu durumun farkında olan Erdoğan, son birkaç yıldır etrafını kuşatan kedilerden kurtulabilen bir fare rolü sergiliyor. Ancak bu fare daha ne kadar kaçabilecek bilmiyoruz.

Bunu da takip et

Güney Kore Guaido’yu eçici Devlet Başkanı Olarak Tanıdığını İlan Etti

Güney Kore Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Seul hükümetinin, Venezuela’da kendini “geçici devlet başkanı” ilan eden Juan Guaido’yu tanıdığı …