ana sayfa / Son Dakika / Gerçekten ipler Erdoğan’ın mı elinde?

Gerçekten ipler Erdoğan’ın mı elinde?

Üst Akıl

Sinan Mert

Hafta içi, Ergenekon davasında savcı mütaalasını verdi ve ‘Ergenekon terör örgütü tespit edilemedi’ dedi. Bu kararla 12 Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla birlikte Türkiye gündeminin sürekli en üst sıralarını işgal eden ancak varlığının çok daha eskilere gittiği ortaya çıkan Ergenekon terör örgütü buharlaşmış oldu.

Başta Ergenekon davalarının savcısıyım diyen Erdoğan, Türkiye bağırsaklarını temizliyor diyen Arınç, tarihin en büyük hukuki hesaplaşması diyen Hüseyin Çelik, hizaya soktuk diyen Egemen Bağış, kurda merhamet etmek, kuzuya zulümdür diyen Yalçın Akdoğan olmak üzere bu konuda kitaplar yazan, ekranlara çıkarak boğazlarını yırtarcasına haykıran Şamil Tayyar’lar, Nagehan Alçı’lar, Rasim Ozan Kütahyalı’ların ne diyeceğini merak ediyorum.

Gerçi Erdoğan daha önce günah çıkararak, ‘aldatıldık’ demişti, ancak diğerlerinin bu konuda net bir tavrına şahit olmadık.

Ergenekon’un nasıl gümbür gümbür geri geldiğini ve ipleri yeniden ele geçirdiğini son birkaç aylık gelişmelere baktığımızda rahatlıkla görebiliriz.

Geçtiğimiz aylarda Ergenekon’dan hüküm giyen eski generaller, emniyetçiler, akademisyenler ya yaş haddinden, ya da delil yetersizliğinden aklanmıştı.

Ancak özellikle Ergenekon’un kilit isimlerinden Ahmet Zeki Üçok, İsmail Hakkı Pekin, Mustafa Önsel gibi isimlerin sosyal medyada yaptığı paylaşımlar ve Doğu Perinçek’in haber olan sözleri Ergenekon’un nasıl yeniden dirildiğini ve ipleri ele geçirdiğini ayan beyan ortaya koyuyor.

Perinçek’in bu yıl içinde yaptığı birkaç açıklamaya bakacak olursak:

’28 Şubat devam ediyor. (Eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, 28 Şubat bin yıl sürer demişti.) 15 Temmuz’dan sonra irticayla mücadelede daha ileri seviyedeyiz.’

‘Erdoğan, 24 Temmuz 2015’ten beri Türk Ordusu, Türk polisi, Türk milletiyle birlikte ABD emperyalizmine karşı mücadele ediyor.’

‘BOP başkanıydı (Erdoğan için söylüyor), şöyle yaptı, böyle yaptı gibi geçmişin gerçeklerinin bugün yaşanan gerçeği inkar etmek için kullanılmasına felsefede safsata denir.’

’15 Temmuz darbesinin ezilmesi Sakarya Muharebesi gibidir.’ 15 Temmuz’u destanlaştıran iki şahıstan öteki de Erdoğan.

‘Bugün ya ABD’den, ya Başkan Erdoğan’dan yanasınız, ben TC Başkanı Erdoğan’dan yanayım.’ (bu sözü Ergenekon’un medyadaki yüzlerinden Ahmet Zeki Üçok da dile getirmişti.)

Sosyal medyaya düşen bir videoda açıkça ‘Erdoğan başkan olduktan sonra ölmese bile, iç kargaşa çıkacak ve ordu duruma el koyacak.’ diyen Üçok da Ergenekon’un altın çağını paylaşımlarıyla ortaya koyuyor:

‘Hergün TSK’da yüzlerce FETÖ mensubu tutuklanırken, diğer kurumlarda benzer bir furyanın yaşanmaması sonun başlangıcıdır. Diğer kurumlar da Cihat Yaycı’nın (Deniz Tümamiral) geliştirdiği Fetömetre kullanmalıdır.’

‘Kendilerini bu işe adamış (FETÖ ile mücadele) 100-150 savcı ve onlarla çalışan bin polis arkadaşımız var.’

Ordudaki tasfiyelerde aldıkları roller ve fişlemelerle adından söz ettiren Üçok, özellikle Genelkurmay Başkanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri yargıda binlerce askerin ihraç edilmesi ve tutuklanmasında kilit rol oynadı.

Üçok’la aynı ideolojik çizgiyi paylaşan ve Ergenekon’un önemli isimleri arasında yer alan Mustafa Önsel Jandarma Genel Komutanlığı’nda, Tayfun Duman ve Soner Polat Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda, Ahmet Yavuz da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yaşanan hukuksuzlukların altına imza atan isimler arasında yer alıyor.

Erdoğan’ın gittikçe güç kaybettiğini ve Ergenekon’un hızla yükseldiğini medyadaki hareketlenmelerden de anlayabiliyoruz.

Son olarak gazetecilik hayatına Zaman gazetesinde başlayan ve Erdoğan’ın basın danışmanlığı görevine kadar yükselen Karar gazetesi yazarı Akif Beki’nin ‘Fetöcülük bir savunma hırsızlığıdır’ şeklindeki yazısı ile Yeni Şafak’ın son dönemde ortaya çıkan yüzlerinden İsmail Kılıçarslan’ın kaleme aldığı, ‘Aranılan Fetöcü galiba benim’ başlıklı yazılarını bu zaviyeden okumak gerekiyor.

Bir nevi Perinçek ve Bahçeli koalisyonu ile ayakta kalmaya çalışan, diğer yandan Avrupa, Rusya ve ABD arasındaki uyuşmazlıkları kullanarak ömrünü uzatmak isteyen Erdoğan’ın daha ne kadar bu cambazlığı sürdürebileceği büyük bir muamma. Çünkü ekonomik olarak gittikçe irtifa kaybeden, ‘tulumbada su kalmayan’ bir ülke Erdoğan için tam bir kabus.

Faiz ve dövizi suni olarak kontrol etmeye çalışan Erdoğan’ın değil yabancı sermayeyi çekmek, sıcak para çekebilecek bir cazibesi dahi yok.

Dolayısıyla halkı sosyal yardımlar, kendine yakın işadamlarına yaptırdığı paralı yol ve köprülerle kandıran, ancak geleceğe yönelik hiçbir eser ortaya koyamayan, eğitim, sağlık, demokrasi, hukuk alanlarında Türkiye’yi gelişmemiş ülkelerin seviyesine indiren Erdoğan’ın üzerinde dolaşan akbabalara karşı daha ne kadar ‘ölmedim, dimdik ayaktayım.’ rolu oynayacağı meçhul.

Zaten mesele sadece ekonomi de değil. Erdoğan izlediği politikalarla her alanda Türkiye’yi tam bir uçurumun eşiğine getirdi.

Mesela Erdoğan daha ne kadar Rusya ile flört edebilecek? Bu flörtü ABD ve Avrupa’ya rağmen sürdürebilecek mi?

Batı cephesi, ilişkileri düzeltme karşılığında Rusya ile imzalanan S-400 ve nükleer santraller başta olmak üzere diğer askeri anlaşmaların iptal edilmesini istese, Erdoğan bunu elini kolunu sallayarak yapabilir mi? Yapması durumunda Rusya, başta 15 Temmuz tiyatro darbe senaryosu ile ilgili tüm delilleri ortaya saçmayacak mı? Tıpkı, Erdoğan ve ailesinin IŞİD petrollerini sattığını tüm dünyaya ispatlaması gibi.

Veya her an bir krize gebe olan İran konusunda Erdoğan’ın bir B Planı var mı?

Türk Ordusu’nu Suriye’ye sokarak büyük bir risk alan Erdoğan, bu ülkede tamamen Rusya’nın izin verdiği ölçüde hareket edebiliyor. Yarın Rusya, Türkiye’ye dur dese, bunun yansımaları nasıl olur?

Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Rumlar ve Mısır, hatta İsrail yeni petrol ve doğal gaz aramaları gerçekleştiriyor, Yunanistan yeniden 12 mil konusunu ısıtıyor. Erdoğan’ın, ABD ve Avrupa’nın da desteğini alan bu tür projelere karşı ne tür stratejisi var?

Çin’de yaşanan soykırım, başını Mısır ve Suudi Arabistan’ın çektiği Arap ülkeleri ile yaşanan çekişmeler, Avrupa ülkeleri ile sık sık şahit olduğumuz restleşmeler vs. hepsi Türkiye için derin dondurucuda bekleyen kritik konular.

Bu olaylardan sadece birinde yaşanacak ciddi bir gerilim ilk önce Erdoğan’ın sonunu getirir.

Sonuç olarak uydurduğu FETÖ yalanı ile mafyadan, cemaatlere, Kemalistlerden milliyetçi kesimlere (buna bazı Kürtler de dahildir), yolsuzluk yapan işadamlarından Ergenekonculara geniş bir yelpazeyi kimi zaman makam ve para ile kimi zaman da korkutma ile etrafında tutan Erdoğan’ın bu dümeni daha uzun süre kontrol etmesi çok da kolay görünmüyor.

Tabi tıpkı uzun süre yaşam ünitesine bağlı yaşayan dostu Ariel Şaron gibi o da eğer böyle bir yaşam ünitesine bağlı olarak siyasi yaşamını sürdürmüyorsa!

Bunu da takip et

Bektaş gitti Özdeş geliyor

Spor Toto Süper Lig’de üst üste 4’üncü yenilgisini Demir Grup Sivasspor’a deplasmanda 2-0 yenilerek alan …