ana sayfa / Son Dakika / Kaderde bu da varmış

Kaderde bu da varmış

Yusuf Kamil Sözeri

Mübareğin sesini ilk kez doksan bir miydi neydi, İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde duymuştum. Partisinin İstanbul il başkanı sıfatıyla seçim çalışmalarını anlatıyordu. Kapı kapı dolaşıp oy isteyen bayan teşkilatı üyeleri vesilesiyle bir hayat kadınının nasıl dünyasını değiştirdiğini nakletmişti. Ziyaret esnasında duygulanıp ağlayan kadın, hayatında yeni bir sayfa açıp diğerleriyle birlikte kapı kapı dolaşıp seçim çalışmalarında kendilerine yardım etmeye başlamıştı. En azından il başkanı öyle anlatmıştı.

Belediye başkanı olduktan sonra hayat kadınlarına çağrı yapmış, gelin bu işleri  bırakın da size maaş bağlayalım, demişti. O günlerden aklımda kalan, pişkin bir ablanın televizyon ekranlarında “O para benim makyajıma yetmez!” dediği. Neyse, niyeti salih ise birilerini kurtarma girişiminin sevabını almıştır herhalde…

Sonrasında İBB’nin başında olduğu günlerde bir  televizyon programında Yeşilçam’ın dirayetli kadını Şoför Nebahat’la girdiği tartışmayı izlemiştim. Nâm-ı diğer Fatma Girik. O da ikbal basamaklarını tırmanıp Şişli belediye başkanı olmuştu o günlerde. Tabi Şişli’nin her türlü eksiğini giderdiği için sıra kârhâne açmaya gelmişti. Açmasına açacak; lakin büyükşehir belediyesi ruhsat vermiyor.

Kadın öylesine yüzsüz ki büyük bir iş yapmanın gururuyla dik duruyor, “Neden vermiyorsun ruhsatı?” diyor. Muhatap vermemekte ısrarlı, en sonunda cevabı yapıştırıyor: “Tamam vereceğim; ama ilk sermayesi sen olacaksın!” Diğerinin cevabı da bir başka içler acısı: “Sen bir hanımefendi ile nasıl konuşuyorsun öyle!”

Versen ne vermesen ne.. Koca bir sistem, vergisini verdikten sonra kavvadların bu ülkede iş tutmasını yadırgamıyor. Zina her devirde râiç oldu; lakin insan bu kadarına da pes diyor, “Bu ağlanacak hale nasıl düştü bu millet?” demeden edemiyor.

Birkaç ay önce gazetelere düşen haberde “Ruhsatsız çalışan hayat kadınlarının yakayı ele verdiği” anlatılıyordu. Yani devletten ruhsat alırlar, bir de vergi verirlerse sorun yok. Yıllarca Ermeniler’in yüz karası bir teyzeyi vergi rekortmeni diyerek nazara veren kokuşmuş irâdenin, Manukyan’ı bir azîze ilan etmediği kaldı. İlle de vergi, ille de vergi. Sanki filmler sıfırdan yazılıyor, sanki filmler ibretlik hayatları, bölünen aileleri, yüzü yere bakan babaları, zorla sermaye edilen genç kızları, batağa saplanıp çıkamayanları yok yere uyduruyor.

Yıllar önce Amerikan denizcilerinin İstanbul’u teşrifi öncesinde Karaköy’deki ziyaret mekanların boyatan deyyuslara kızdık da sanki devlet eliyle açtırılan mekanları sadece bu coniler mi ziyaret etti senelerce? Oğlum milli oldu diye iftihar eden anne-babaların, askerini git de bir gözün gönlün açılsın diyerek teşvik eden komutanların, birbirinin şeytanı olan arkadaşların, bu mekanların sermaye(!) ihtiyacını bir şekilde karşılayan fuhuş mafyasının yatacak yeri var mı? Hele bunları bile bile bu kokuşmuş sisteme göz yumup da bir de bu işten vergi yoluyla para kazanan devletin vebali?..

“Genelevleri kapatalım da millet bizi mi şey etsin?” diyen Demirel’inden bu mekanlara ilk olarak ruhsat verenlere, bu ifritten işleyişin bugünlere kadar gelmesine hizmet eden(!) cemî cümleye ne diyelim? Diyeceğim o ki birçok konuda hamasetle meydana atılan ve gün gelip bunların alayı fıs çıkan zamane lideri de bu kervana pek müthiş nâm ile katıldı. Hadi Avrupa, çağdaşlık, serbestiyet, mutlak hürriyet diyenler kadını yüceltiyorum derken batırdıkça batırdı; kendi dünyalarının pencerelerinden bakılınca yine kendilerince haklı görülebilirler. Ya şimdikiler? Şimdi bir yanda muta, yükselen binalarla artan zina, dört yanda mantar gibi biten masajhâneler; Van’dan, Erzurum’dan İran’a düzenlenen iyi niyetli(!) geziler… bunları nereye koyacağız, ne ile tevil edeceğiz? Rahmetli İbrahim Canan Hoca’nın neredeyse otuz sene önce kaleme alıp dikkat çektiği meseleydi mut’a. Kitabının adı da “Namus Fitnesi” idi. Bunlarla ortaya çıkmadıysa da bunların devr-i iktidarlarında ayyuka çıktı.

Toplumu kemiren kurtların en irilerinden olan bu kokuşmuşluk, bizlere Pompei’yi ve diğerlerini hatırlatıyor… Yirmi beş yıldır tanıdığım ve böyle ciddi bir konuda yalan söyleyebileceğine hiç mi hiç ihtimal vermediğim bir milletvekili, bir yurtdışı seyahatinde kendisini dilgîr eden bir olayı anlatmıştı. Bundan yaklaşık … yıl önce. Ülkenin birine 21 vekille yapılan bir ziyaret. Ev sahiplerinin misafirperliği hat safhada. Tabi biletler, otel rezervasyonları bizim devletten. Akşam olmuş, güneş batmış. Vakit dinlenme vakti. Gel gör ki ev sahibi taraf, adetleri olduğu üzere misafirlerini müsatkil olarak ayrı mekanlarda ağırlamak istiyor. Tabi davete icabet vacip. Sadece iki anlayışsız(!), ham vekil bu kibar davete icabet etmiyor, on dokuzu gidiyor. Sabaha da birbirlerinin yüzüne bakabiliyorlar. Ne diyelim, böyle millete böyle vekil.

Minibüslerde iniyor musun diye millete kanca atanlar, harçlığını çıkarmak için milletin yatağına giren üniversiteli kızlar, ihale almak için müşterilerine bayan gönderen taşeronlar, gizli imam nikahı(!) ile ikinciyi alan siyasetçiler, yurtdışı temaslarında devletin parasını ödediği otel odasını boş bırakıp farklı mekanlarda sabahlayan vekiller vs.. derken bu kabarık liste ülkenin betini bereketini götür müyor mu dersiniz?

Vaktin birinde kof bir zihniyetin temsilcilerinden biri, “Bu ülkeye komünizm gelecekse biz getiririz.” mi demişti? Cümlesinden rejim değişimi değil, tekelcilik manası süzülüyordu. Ne olursa biz yapalım. İçirecek miyiz millete, Tekel’i kuralım. Yatıracak mıyız milleti elin kızlarıyla, biz yatıralım, vergisini de alalım. Ne ağlanacak bir haldir bizimkisi…

Bu kurt, koca bir gövdeyi içten içe kemirirken bir hükümetin önceliği yolmuş, köprüymüş  vesaireymiş ne fayda? Ve bizimkiler ahlakı bir yana koyup nelerle uğraşıyor. Kalkınmanın yolunu madde ve mânâ zeminine döşemedikçe ne kadar gidersek gidelim bir arpa yolu yol alırız. Alınan yolların da Karadeniz sahil yolu gibi sık sık çökmesi kaçınılmaz.

Ne dersiniz, her şeyin başı devlet derken zinaya bu derece çanak tutan bir sistemin başı olunca; namus diyerek yola çıkıp yolun sonunda namussuzluğun da başı olmak varmış. Evet, kaderde bu da varmış.

                                                                                                                                         

Bunu da takip et

Yakınlarının Hayatını Kaybettiklerini Öğrenince, Hastanenin Camlarını Kırdı

Sivas’ta ameliyat sırasında hayatını kaybeden hastanın yakınları, hastane binasının camını kırdı. Taşkınlığı polis ekipleri önledi. …