ana sayfa / Son Dakika / NASIL BİR DEMOKRASİ?

NASIL BİR DEMOKRASİ?

OBJEKTİF

MERT ÖKTEM

Kafamızı kaldırıp etrafa baktığımızda, birçok düşünen ve iyi niyet sahibi insanın bir zamanlar kendilerine ilham veren demokrasiye olan inançlarının zayıfladığını görmezlikten gelmek imkânsızdır.

19.yüzyıl düşünürleri başta olmak üzere birçok düşünür, demokrasi ve yaşanan süreçle ilgili gerekli uyarı ve önerileri ta o zamandan yapma gereği duymuş ve önemli uyarılarda bulunmuşlardır.

İnsanların şimdiye kadar keşfettiği barışçı bir yol olarak demokrasi her türlü eksik ve noksana, yanlış anlama ve kullanımlara rağmen uğrunda mücadele etmeye değer…

Demokratik yolla iktidara gelen hükümetler, geniş kitlenin üzerinde mutabık kaldığı ilkeler üzerinde hareket etse itiraz edecek çok az şey olurdu. Şikâyetlerin ana sebebi, hükümetlerin çoğunluğun kararlaştırdığı bir görüşe hizmet değil, sayısız gruplardan oluşan bir kümenin çıkarlarına göre hareket etmeye mecbur olmalarıdır.

Bir hükümet yetkileri sınırlanmamışsa kendini geniş kitlelerin görüşlerine uygun hareket etmeye hasretmek yerine, kendi çıkar gruplarının amaçları ve görüşlerine uygun hareket etmeye, onların çıkarlarını gözetmeye zorlanacak ancak bu şekilde ayakta kalabileceği kulağına fısıldanacaktır. Bu da pazarlıkçı bir demokrasi anlayışının güdümüne girmiş olmak demektir.

ANAYASAL HÜKÜMETLER VE DEVLETE İLİŞKİN YETKİLER

Mutlak monarşinin sona ermesinden sonra, anayasal hükümetlerin ana hedefi devlete ilişkin tüm yetkileri kısıtlamak olmuştur. Bütün keyfi iktidar uygulamasını önlemek üzere tedricen tesis edilen temel ilkeler; kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hukuka bağlı hükümet, özel ve kamu hukuku arasındaki fark ve yargı güvencesi kuralları olmuştur.

Klasik anayasa formüllerinin anlam bulduğu terimlerin en önemlisi “kanun” terimidir. Kanundan beklenen ise haksız davranışı önlemek, herkese eşit adalet anlayışı idi. Fakat bunca zaman içinde görüldü ki; demokratik zafer ile vuku bulan, genellikle kanun koyma yetkisi ile hükümete ait emirler çıkarma yetkisinin aynı meclise verilmesi neticesinde hükümetin kendi yararına ve işine gelen kanunları çıkarmakta serbest hale gelmesidir. Bu da hukuka tabi hükümet ilkesinin son bulması demektir.

Otoritesini genel kurallardan değil, aldığı kararların adalete olan inancını göstermeye borçlu ve mecbur olmayan böyle bir organ, sürekli olarak özel avantajlar ihsan ederek farklı grupların desteğini ödüllendirme mecburiyeti altındadır. Çağdaş demokrasilerde ‘siyasi mecburiyetler’in tamamı çoğunluk tarafından talep edilmenin çok uzağında kalmıştır.

Genel kurallar koymakla sınırlanmamış, her şeye kadir, hükümran bir parlamento demek keyfi bir hükümete sahibiz demektir. İstese dahi hiçbir ilkeye boyun eğmeyecek ama muayyen gruplara özel ayrıcalıklar dağıtarak kendini sürdürmesi gereken bir hükümet, otoritesini ayrımcılık karşılığında satın almaya mecburdur. Amerikalılar bundan tam 200 küsur yıl önce, “Her şeye kadir bir parlamento bireyin hürriyetinin ölümü anlamına gelir. Bu sebeple ya özgür bir parlamento ya özgür bir halka sahip olabiliriz.” diyerek konunun önemine vurgu yapmışlardır.

KUVVETLER AYRILIĞI

Merkezi hükümet hiçbir ayrımcı ve cebir gücüne malik olmadığı zaman çoğu hizmet, kişilere daha düşük maliyetle ve daha nitelikli bir şekilde sunulur, hele ki daha iyi hizmet sağlamak üzere rekabet eden mahalli idare anlayışı varsa buradan millet kazançlı çıkar.

Açıkça görülüyor ki bu sistemin iyi işlemesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin en yüksek düzeyde uygulanması, otoritenin eşit ve açık bir şekilde seçilmiş iki ayrı meclis arasında taksim edilmesi ile mümkün gözükmektedir.

Dolayısıyla böyle iki ayrı meclis, eğer yasama meclisi halkın hükümet eylemlerinin hangisinin adil, hangisinin haksız olduğu hakkındaki görüşünü temsil edecek ve hükümete ilişkin diğer meclis ise birinci tarafından konulan kurallar çerçevesinde alınacak özgül tedbirler hakkındaki halk iradesi tarafından yönlendirilecektir.

19.yüzyıl büyük düşünürlerinin istisnasız, hakiki bir yasama meclisindeki parti ayrıcalıklarından derin bir şekilde güvensizlik duymaları düne göre bugün ne kadar haklı ve derin bir düşünceye sahip olduklarını bir kez daha göstermiştir.

“Bugün global anlamda mevcut parlamentoların büyük ölçüde yasama için uygun olmadıklarını inkâr etmek oldukça zordur. Bu işi yapmaları için ne zamanları ne de doğru düşünme biçimleri vardır.” demiştir  Friedrich A. Hayek.

Yorum sizin.

Kalın sağlıcakla…

Bunu da takip et

Bektaş gitti Özdeş geliyor

Spor Toto Süper Lig’de üst üste 4’üncü yenilgisini Demir Grup Sivasspor’a deplasmanda 2-0 yenilerek alan …