ana sayfa / Son Dakika / NEOHARİCÎLERİN ELİNDE HÂRİCÎLERİMİZ

NEOHARİCÎLERİN ELİNDE HÂRİCÎLERİMİZ

Yusuf Kamil Sözeri

Bizde en rahat işlerden birinin, hâriciyede çalışmak olduğu söylenir. Ne derece doğrudur bilinmez. Ama ateş olmayan yerden de duman çıkmıyor.

Yirmili yıllardan itibaren pek çok memlekete elçi gönderen bir devletin ve dolayısıyla bir ülkenin dünyada tanınırlığının tartışılır olması, gurbete giden hariciyecilerin yan gelip yattığını akla getirmiyor değil.

Ne de olsa Mevla birlerini bin ediyor, kimisi zaten dolgun maaşla tatil yaparken kimi de geçici görevlendirmeyle yurttaki maaşa ilaveten dışarıda da çift maaş alıyor. “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.” demeyin, gözüm yok. O başka mevzu. Demek istediğim şu: Madem kesenin ağzını bu kadar açıyoruz, attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değsin… Ülkeyi hakkı ile tanıtsınlar.

Bir zamanlar TRT ekranlarında Cihan Ünal’ın hazırladığı bir kısa film yayınlanmıştı. Hayret, hariciyeciler o filmin gösterime girmesine nasıl ses etmemişlerdi? Mikrofon uzatılan faklı milletlerden insanlar Türkiye’nin yerini bilmiyorlardı. Kimisi adını bile duymamışlardı. Çok üzücü görüntülerdi. Tamam herkes bizi çok iyi bilecek diye bir şey yok; lakin gelmiş geçmiş en önemli medeniyetlerden birini temsil etmiş olan toprakların en azından yeri de mi bilinmez.

Sahi elçilikler ne yapar? Benim bildiğim ülkesini bulunduğu beldede tanıtır, yetkili makamlarla ortak kültürel projeler yürütür, eğitim sahasında iki ülke arasındaki gündem ve projeleri takip eder, o ülkede yaşayan kendi vatandaşlarına hizmet eder, güvenlik ve belli sahalarda gündem paylaşımı ve ortak organizasyonları takip eder, ülkelerinin özel günlerinde kokteyl düzenler, o ülke besınında Türkiye’ye dair yayınlanan içeriklerin tercümesi, değerlendirilmesi ve ilgili makamlara aktarılmasını takip eder, kurallar çerçevesinde istihbârî çalışmalar yapar vesaire…

Bunlar bir ülkenin diyar-ı gurbette tam temsili adına her biri ehemmiyetli hususlardır. Bir asırlık devletimizin dev bütçeli koca hariciye yapısı ise görünen o ki bu hususların kimisinde yol almışken kimisinde yolda kalmıştır.

Monşerler, monşer oğlu monşerler derken birilerinin arka bahçesi haline gelen hâriciye; fildişi kulelerde oturup ne halkına ne de görev yaptığı ülkeye yaklaşabilen elçileri senelerce sistemli bir şekilde dört bir yana gönderdi.Tabi bu eleştirilerden, hak etmeyenleri tenzih ederim.

Rahmetli Özal’ın öngörüsüyle bu hantal yapıyı desteklemek üzere kurulan TİKA ve sonrasında ona bağlı olarak faaliyet gösteren Yunus Emre; mevcut elçilik personeli ile el ele verip zaman içinde güzel hizmetler yaptılar. Bir zamanlar ülkenin birindeki elçimizin tâbiri ile: Ben parasız elçiyim, TİKA Başkanımız da paralı elçimiz… Yani TİKA eliyle sarf edilen dev bütçelerle nice projeye imza atıldı. Bunların isabetliliği ya da isabetsizliği saded haricinde.

Genel olarak bir asırlık hariciye ileyişimizi üç başlık altında sınıflandırırsak karşımıza şu manzara çıkıyor:

1) Senelerce yüksek tahsilli, belli bir hayat tarzını benimsemiş elit kesimin fertlerinden olan elçilerin durumu idare etme şeklinde hizmet sundukları devre.

2) Özal sonrasında durumun nispeten iyiye gittiği, randımanın yine eskiye nispeten arttığı,Türkiye’nin daha iyi tanıtıldığı ve birkaç sene öncesine kadar yeni elçilikler açıldığı devre.

3) Beş senedir iç meselelerin iktidardaki parti tarafından köpürtüldüğü, toplumda kamplaşmalara zemin hazırlandığı, huzur ortamının sabote edildiği ve bu vesileyle yurtdışı temsilciliklerimiz olan elçiliklerin de bu işe alet edildiği devre.

Bu tasnife katılırsınız ya da katılmazsınız. Lakin görünen köy de kılavuz istemiyor. Ülkede siyasi ve içtimai problemler var diye bizzat hükumet tarafından insanların arasına kesin hatlar çekildiği böyle bir devrede; bulundukları ülkede her TC vatandaşının melcei olması gereken elçilikler kanuna değil AKEPE politikalarına göre oluşturulan fişleme listeleri uyarınca kendi insanına hizmet götürmemektedir. Partiler baki değildir ve bir parti gidip diğeri geldiğinde vatandaş yine vatandaştır. Hükumetin, elçilikleri parti lokali gibi kullanması hem kendisinin hem milletin hem elçiliklerin zararınadır.

Üstelik oluşturulan sahte seferberlik ortamında elçilik personelinin enerjisi de AKP politikaları doğrultusunda harcanmakta, nice para akıtılırak oralarda istihdam edilen insanlara “Ülkemizi nasıl tanıtıyorsunuzdan ziyade başka şeylerin hesabı sorulmaktadır.

Meselenin bir başka yönü de devlet geleneğinin, devlet terbiyesinin hiçe sayılmasıdır. Düşünsenize, koca ülkenin hariciyesi Kosova’da, Azerbaycan’da ve diğer ülkelerde gayriresmi bağlantılar kurarak adam kaçırmayla gündeme geliyor.

Bosna’da, kanuni işlemi olmayan vatandaşını kaçırıp ülkeye götürmek için Hırvat mafyasıyla anlaştıkları konusunda gazetelere manşetten haber oluyorlar.

Yahu bu işlerin yolu yordamı yok mu? İnterpol denen şey mahalle kahvesi mi? Bir işleyişi yok mu? Bir adam suçluysa bunun prosedürü belli değil mi? Çete gibi iş yapmakla ülkenin itibarını ayaklar altına almaya kimin hakkı var?

Neyse ki sosyal medya var da insanlar başlarına gelenleri hemen paylaşabiliyor. Sevinsek mi üzülsek mi? Yenen haltlar fâş oluyor diye sevilsek de ülkemiz bu uygulamalarla dünya gündemine geldiği için üzülmemek elde değil.

Gerekçe göstermeden pasaporta el koymalar, kanun ihlallleri, sebep sorunca “Talimat gereği!” demeler, elçilik içinde göze sprey sıkıp adamı eşinin yanında dövmeler ve daha neler neler:

Nijerya’daki elçimizin(!), misaifiri olduğu ülkenin  diyanet işleri başkanına üst perdeden, çatar bir üslupla yazdığı mektubu mu söyleyeyim,

Avustralya elçiliğinin, Gülen Enstitüsü çalışmalarına destek olmasınlar diye rektör yardımcısının masasına bıraktığı kabarık zarftan ve yediği zılgıttan mı bahsedeyim,

Mısır’da bir önceki elçi vekilinin basın toplantısı düzenleyip gazetecilere 60 yılda faili bulunamayan darbeler ülkesinde bir akşamda darbe müsebbiplerinin tespitine dair basın toplantısı yaptığına mı değineyim,

Bulundukları ülkelerde üst makamları ikna edemeyince alt makamlarla bir şekilde iş yürütmeye çalışanları mı diyeyim,

Bunların her biri gerek devlet gerekse hariciye âdâbına uymayan, ülkenin zaten az olan itibarını yerle bir eden etkenler. Tabi görüp anlayana…

Yazımı, iki ülkede yaşanan hadiselerle noktalamak istiyorum:

Diyarın birinde daha önce özel teşebbüs tarafındaan açılan bir kültür merkezi… Malum, iki sene kadar önce yurtdışında Türk isminin kullanımı devlete has kılındı. Özelsen Türk olamazsın. Adamlar da ne yapsak, Ermeni yazacak değiliz ya, alın yazımızda Türk olmak varmış deyip devletlilerin hatırı olsun diye Türk kelimesini Tradenitial olarak değiştirmişler. Ama yine yaranamamışlar. Niye? T harfi Türk kelimesini çağrıştırıyor diye. Ama isim resmiyette değişmiş, yapacak bir şey yok. İşi üstten halledemeyen elçi, şaşkın ördek kıçtan dalar fehvâsınca ilgili ildeki kültür müdürlüğüyle irtibat kurar. Müdürlük de derneğe baskı yapar. Dernek der ki: “Biz Türk ismini kaldırdık, ahan da belgesi..” Kâr etmez, baskı devam edince dernek hukuk danışmanı aracılığıyla bakanlık yetkilisine başvurur. Yetkili, onların yanında ilgili ildeki kültür müdürünü arar ve meseleyi sorar, “Sen orada ne yapıyorsun?” der. Adam kem küm edip “Efendim, Türk elçiliği baskı yapıyor.” deyince zılgıtı yer: Sen emri benden mi alıyorsun yoksa başka  bir ülkenin elçisinden mi? Yanlış bir uygulamanın imajımıza verdiği zarar bakın.

Bir diğeri de daha başka… Aktarmalı yolculuk yapan bir akademisyen, aktarma esnasında beklerken kendisinin orada olduğunu öğrenen elçilik personeli soluğu havaalanında alır. Lakin ne bir dosya ne de ayağı yere basan başka bir şey…Sonuçta kuş, ellerinden kaçar.  Adamın gittiği yeri tespit edip oraya haber verirler. Neyse ki oradakiler daha da şaşkın. Adam valizini beklerken gelip kollarına giren iki polsiimiz, “Yürü gidiyoruz!” derler. Bu adam kaçırma girişimini ses yükseltip oradaki görevlilere duyurunca paçayı kurtarır. Görevliler gelip “Ne oluyor?” deyince bizimkiler “Bu bir suçlu(!), onu almamız gerekiyor.” derler. Adamlar da birçoğunun üçüncü dünya ülkesi dediği topraklarda bizimkilere hukuk ve nizam dersi verirler: Bunun yolu böyle midir? Elinizde bir şey varsa bizim resmi makamalarımıza bildirirsiniz ve iş uluslararası kaidelere göre yürür.”deyip adamı ellerinden alırlar, bir de gideceği adrese kadar götürüp elleriyle etslim ederler.

Ne diyelim? Birazcık itibarımız  vardı, onu da bâd-ı heva ettiler..

 

 

Bunu da takip et

Yakınlarının Hayatını Kaybettiklerini Öğrenince, Hastanenin Camlarını Kırdı

Sivas’ta ameliyat sırasında hayatını kaybeden hastanın yakınları, hastane binasının camını kırdı. Taşkınlığı polis ekipleri önledi. …