Poşet

Yusuf Kamil Sözeri

İnsanın küçücük cirmine alemler sığdığı gibi nice cürüm de sığar nasıl oluyorsa. Resmen alem içinde alem.

Bir de dünyasını bir çantaya, bir sepete sığdıranların güzel hali var ki sormayın gitsin. Rahmetli İbrahim Canan Bey’in çektiği ibretlik bir fotoğrafta bütün sermayesini bir örme sepete sığdıran pîr-i fânînin hali ne güzeldi.

Şapkadan tavşan çıkarma maharetini hüner olmaktan çıkarıp bir tavşandan nice şapka çıkarmayı beceren zamane siyasilerinin hali ise bambaşka. Bir poşete neler sığdırdılar baksanıza.

Bir zamanlar poşet deyince aklımıza kısa dönem askerlik yapanlar gelirdi. Vaktin birinde kısa dönem yapan üniversiteli mehmetçikler çamurlu bir vasatta botları batmasın diye ayaklarına poşet geçirince tahsilsiz mehmetçiklere alay konusu olmuşlar da hikaye yayılınca ülke genelinde kısa dönemlerin lakabı olmuş “poşet”.

Geçtigimiz günlerde ise bu basit kelime bambaşka bir anlam yüklendi; kimine göre çevre hassasiyetinin, kimine göre bir garâbetin kimine göre ise ayrı bir rant kapısının nâmı sayıldı.

Olayın aslı çevre temizliğine, naylon gibi tabiatta zor ve geç kaybolan bir maddenin az kullanımına dayandırılsa da çevre komisyonu üyelerinden birinin poşet imalatçısı olması milleti bıyık altından güldürdü. Bu poşetçinin hangi partiden oldugunu söylemekse israf-ı kelam olsa gerek. Çorbayı parti parti kaldıracak diye sû-i zan(!) etsek yeridir herhalde.

Neymiş, poşet kullanımını sınırlandırmak için bundan böyle alışverişlerde poşet başına para ödeyecekmişiz. Kime? Çevre Bakanlığı çalışmalarına dair fonlara mı yoksa poşet fabrikalarına mı?

Bizimkilerin beğenmediği ve çokça yardım ettiği bir diyara yolum düşmüştü. Fakir mi fakir bir ülke; ancak kendi çaplarında güzelliklere de imza atmışlardı. Bizde her sene milyonlarca dolar elektirk kaçagına zemin hazırlayan ilkel sayaç sisteminin aksine adamlar kartlı/ kontörlü sistemle meseleyi çözmüşlerdi. Parayı veren düdügü çalıyor, komşu komşudan elektrik çalamıyordu. Bir başka hamleleri de -sadece bir yerde de olsa- ülkenin en muntazam şehrinde poşet kullanımının yasaklanmasıydı. Hangi sebeple olursa olsun bu konunun üzerine kararlılıkla gitmişler; kese kağıdı, dayanıklı alış veriş çantası gibi çözümlerle poşetlere veda etmişlerdi…

Bizimkiler de gerçekten samimilerse önce hükumetten ya da onlara yakın kanattan iş adamlarının poşet üretimine ve pazarlamasına çözüm bulmalılar değil mi?

Ha diyebilirsiniz ki poşet üretmeyip de ağaç mı keselim kese kağıdı için? Ağaç mı yok? İftihar ettiğimiz İstanbul’un kuzey ormanları eriyip gitti. O gittiyse başkaları da gider. Zaten kağıt tüketimimizin büyük kısmı eskiden beri ambalaj sanayiiyle alakalıydı. Yattı balık, yan gider. Bizim oralarda “Borç bini geçti mi kebap yiyecen!” derler. Bir zamanlar İstanbul’a on milyon agaç diktik  diye hava atanların on yılda on beş milyon(?) ağacı halledip şehrin havasını değiştirdigi vasatta birkaç korunun, bir iki küçük ormanın lafı mı olur?

Velhasılı kelam boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. En azından poşeti bitirelim ya da azaltalım demişken meselenin üzerine millet ve devletçe samimiyetle gitsek de bu konuda yol alsak…

 

Bunu da takip et

CHP’li Bekaroğlu hakkında Soylu’ya hakaret gerekçesiyle fezleke

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu hakkında, Süleyman Soylu’ya hakaret ettiği gerekçesiyle fezleke hazırlandı. Ankara Cumhuriyet …