ana sayfa / Son Dakika / SALTANAT

SALTANAT

Yusuf Kamil Sözeri

İnsanlık tarihi, peygamberler tarihi zaviyesinden ele alındığıda kavimlerin gidişâtı, enbiyanın tebliğ ve mücadeleleri, âdetullah kabîlinden hadiselerin cereyanı ve benzeri hususlarla örgülenmiş.

Diğer yandan; kabileciklerden devletçiklere ve sonrasında devletlere dönüşen topluluklar  göz önüne alınmış, bunların merkezine oturtulan şahıslar nokta-i nazarından da bir sultanlar tarihi olagelmiş. Tıpkı futbola büyük takımlar zaviyesinden baktığımız gibi. Seneler önce okuyup beğendiğim bir tespitte yazar mealen  şunları söylüyordu. “Yahu Beşiktaş yeniyor, Beşiktaş yendi.” diyoruz. Beşiktaş yenilince “Filan takım Beşiktaş’ı yendi.” demek yerine “Beşiktaş yenildi.” diyoruz. Varsa yoksa büyükler.

Bizim dünyamıza ait klasik tarihler de genelde  böyle.  Şarkta tarihçiliğin devlet kontrolünde gelişmesinden mi yoksa doğu toplumlarının şahsiyeti öne çıkaran anlayışından mıdır nedir, nüfusu milyonlara  dayanan devletlerde dahi tarih örgüsü sarayın dışına pek çıkmaz. Sevilen sultanlarsa adaletlerine ve bazı müspet yanlarına dair menkıbeleri, savaşlardaki kahramanlıkları, şairlere bol keseden  dağıttıkları caizeler; sevilmeyen sultanlarsa haremleri, safaları vesaire… Varsa yoksa sultan ve yakınları. Bu toplumlarda halk yok muydu, günlük hayat ne istikamette cereyan ederdi gibi hususlara dair bilgi kırıntıları, araştırmacıların hassasiyeti, bütüncül  ve karşılaştırmalı çalışmaları olmasa tarihin külleri altında kalmaya mahkum.  İddiamın büsbütün doğru olduğu konusunda ısrarcı değilim; lakin genel kabul gören bu realiteyi de göz ardı edemeyiz.

***

Bizim dünyamızda sultanlar nadiren rey ile nasbedilmek, baba ya da amcanın makamına vâris olmak, tırnaklarıyla kazıya kazıya yükselip tahta oturmak, bir diğerini bertaraf etmek gibi belli başlı yollarla başa geçegelmişlerdir.

Özellikle babadan oğula ya da akrabadan akrabaya intikal eden yönetim şekli hakkında kullanılan “saltanat” kavramı zamanla  saray teşrifatının ve yaşam tarzının belli kalıplara ircâ edilmesiyle “saltanat sürmek, lüks ve şatafata dalmak, debdebe içinde yaşamak” anlamlarında da kullanılır olmuş.

Malumunuz, son birkaç yıldır  tek adamlığa doğru gittiğimiz süreçte, senelerce Tek Adam dönemini kıyasıya eleştiren kesimin kendi tek adamını terviç ettiği şu demde yapılan harcamaların ayyuka çıkması hayr u bereketin bırakın celbini, imhâsını sonuç verse şaşırmamak lazım.

Bu konuda çok yazılıp çizildi; lakin “El-tekrâru ahsen!..” kaidesince bir şeyler  söylesek israf-ı kelam  olmaz herhalde. “Malumu i’lâm isrâf-ı kelam!” diyecek olursanız  cevabım “Sizinki de iş mi? Milletin malı bâd-i hevâ savrulurken, lüzumsuz harcamalar  gırla giderken üç beş kelime israf etmişiz, çok mudur?” olacak.

Sarayın kendisi başlı başına israf iken oda sayısını, ihdas edilen makamları ve maaşları, tefrişat ve teşrifattaki anormal harcamaları, -siz söyleyin- hangisini sayalım? Nice bir iklimin sultanı merdivenlerden inerken daha ihtişamlı bir görüntü verecek diye basamaklara sağlı sollu dizilen ve kıyafetleriyle geçmişteki Türk devletlerini temsil eden tiyatroculara ne demeli? Birinin elbisesi bornoza benziyor diye sosyal medya hesabından durumu değerlendiren birinin tepkisi birçoğumuzu güldürmüştü: “Bu hangi beylikten? Duşakabinoğullarından mı?” demişti.

Merkel’in devletindeki işleyiş ihtişamına rağmen makamında göremediği maddi ihtişamı Ankara’da, Beştepe sırtlarında oturduğu abartılı pirinç koltuklarda yaşaması da görülmeye değerdi değil mi? Kadıncağız belki de öyle bir ortamda ağırlanacağını bilse Mahmut Bey’e uğrayıp Muhteşem Yüz Yıl rüzgarı ile imal edilen Hürrem Sultan kıyafetleri ve yüzüğü ile saraya ayak basardı. Hâşâ Süleyman Aleyhisselam’ın ruhunu rencide edecek ve yanlış anlaşılmaya yol açacak bir teşbihte bulunmak istemem; lakin böyle bir dönemde belki de tepkisi, Belkıs’ın şaşkınlığından alâmetler sunmuştu bu ziyarette.

Yurt dışına çıkarken şahsî servetini yanına almama  âlicenaplığını gösteren son sultan, gurbet elde sefalet çekmişti. Onun durumunu safâ sofraları, balolar ve nice masrafla lebâleb  olan  saraya bildirenler, “Bu fakir milletin parasını oraya gönderemeyiz.” mealinde bir cevap almışlardı. Saltanat, bir şekilde değirmenini çevirecek su buluyordu velhâsıl. Bugün de öyle değil mi? Dört bir yanda zenginlere inat millet halk ekmek kuyruğunda beklerken, evde mutfağa su almaya gitmeye erinen ihtiyarlar emekli maaşı kuyruğunda uzun süre beklerken, kömür ve yiyecek yardımı için niceleri belediyelere baş vururken bunca şatafat ve debdebe bizi nereye götürür?  Götüreceği yer belli de insanın söylemeye dili varmıyor.

 

Bunu da takip et

Bektaş gitti Özdeş geliyor

Spor Toto Süper Lig’de üst üste 4’üncü yenilgisini Demir Grup Sivasspor’a deplasmanda 2-0 yenilerek alan …