ana sayfa / Son Dakika / SİYASETİN DOĞASI(!)

SİYASETİN DOĞASI(!)

BİZE GÖRE

Yusuf Kamil Sözeri

Birkaç sene önce Manisa’daki maden faciasından sonra literatürümüzde ayrı bir yer edinen “Bu işin  doğasında var.” vecizesini hatırlarsınız. Bir dizi ihmal neticesinde vefat eden madencilerin yakınları teselliye muhtaç iken “Ölmek bu işin doğasında var!” sözü bir anda insanlarda soğuk duş etkisi yapmıştı. Bu, “Bana mı sorup madenci oldular? Olmasalardı kardeşim!” demeye geliyordu.

“Ölmek, hastalığın doğasında var.” demeyip taa Küba’lara kadar giderek dertlerine doğal çözüm aramaya üşenmeyen Reis Bey, Tunceli’de iki askerimizin donarak şehit olduğu elîm hadisenin ardından da aynı potu kırdı ve “Donmak askerliğin doğasında var.” demeye getirdi. Malum, kendisi ilim ve irfan hayatı adına “Arkadaşlarının getirdiği kitap özetleriyle beslenmektedir.” Bu arkadaşlar deyimleri, atasözlerini ve belli başlı anlam kalıplarını başından aşağı boca mı ediyorlar ki bunları doğru yerde, doğru makamda kullanmayı öğrenemiyor ? Galiba bilgi yoğunluğu, beraberinde hazmedilemeyip idrâke mâl edilemeyen yığınlarla doldurduğu dimağı mefluç ediyor. Sonrası malum, gaf üstüne gaf…(Bu vesileyle şehitlere rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum.)

Ne menem şeyse şu “doğa” sözcüğü? Çam kokulu koylarda ihtiyaç miktarı alanı yapılaşmaya elverişli getirecek ölçülerde çıkan yangınlar, köprü ve havaalanı inşaatı için kesilen ağaçlar vesaire derken doğanın zaten canına okuduk (okudular). Demek ki pek çok tarihi deyimimiz işin künhüne vâkıf söz erbabı da olmasa anlaşılmaz mânâlar içerdiği gibi “doğa” sözcüğü de bunlarla aynı kaderi paylaşacakmış.

Biz madencilik ve askerliğin doğasını işin ehli olanlara bırakalım da siyasetin doğasına gelelim. Evet, siyasetin doğası… Pekçoğu için siyaset yükselmenin, sivrilmenin, köşeyi dönmenin kapısıdır. Her şeyin doğası oluyor da siyasetin olmaz mı? Hem de âlâsı olur. Bu sahaya atılmaya namzet olanlar ikbal basamaklarını doğal bir şekilde tırmanmak için belli beklentileri yerine getirir. Yani yoluyla  gider ve yorulmaz. Nasıl mı?

Önce tarafgirlik… Bu olmazsa olmaz. Zira bu olmayınca samanlık seyran olmaz, mertek kadar kusurlar göze sütun gibi görünür(!) Bu olmazsa taraftarlar zombileşmez, gözleri açık olur. Eleştirirler, yeri geldiğinde davayı satarlar(!)

İkincisi muharrik(motor) güç: Menfaat. Aslında birinci de denebilir; fakat bazılarında bu ilk adım olsa da diğerlerinde güzel niyetle çıkılan yollar bir müddet sonra bu durağa uğrar. Kavşak da diyebilirsiniz; zira yolların bir şekilde menfaat kavşağına çıkması siyasetin doğasında vardır. Bu kavşak bazıları için geçilip gidilen bir mekan olsa da çoğunu eyleyen bir duraktır. “Mal da yalan mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan” diyen Koca Yunus, bilmem ki bugünleri görseydi ne derdi.

Üçüncüsü dönülmez yol: Ahlâkî yozlaşma... Bu da görecelidir malum: Kimi daha baştan bu yolun yolcusu olduğunu belli etse de kimileri zemin kaygan olduğu için önceleri düşe kalka ilerler, sonra da yolun bir kenarında çamuru boylar. Bu ihaledir, rüşvettir, kayırmadır, haksız kazanç denen gulûldür, riyâdır, kadındır, metrestir, mutadır, p..ç babası olmaktır, kaseti topala kaptırmaktır. Neticede deveyi yardan uçuran, bir tutam ottur.

Abartıyor muyum bilmiyorum; lakin siyasetin doğasında bu kadar rezillik varken bu alemde yaşayıp da temiz kalana, ibadet noktasında belli bir ufka ulaşamasa bile ötede velilere verilecek nimetler ihsan buyurulsa şaşırmam.

“Bu işin doğası, kötülüklere bu kadar mı açık?” diye soracak olursanız cevabım “Maalesef!..” olacaktır. Dünyanın doğasını bozan insanoğlu, insanlığa hizmet(?) iddiası ile çıktığı yolda siyasetin doğasını bozmuş, çok mu?

 

Bunu da takip et

Varank: TÜBİTAK’tan 1289 kişi ihraç edildi!

Bakan Varank son dakika açıklamasında TÜBİTAK’tan 1289 kişinin ihraç edildiğini açıkladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı …