ana sayfa / Son Dakika / Süleymaniye de mi talan edilecek?

Süleymaniye de mi talan edilecek?

Sinan Mert

“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,

İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,

Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,

Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”

Sanki günümüze hitaben söylemiş bu sözleri Mehmet Akif Ersoy.

AKP’nin Türkiye’ye verdiği en büyük zarar nedir? diye sorulsa şüphesiz çoğumuz ekonomi, adalet, hukuk, güven, aile vs diyecek. Çok azımız tarihle olan bağlarımızın adım adım yok edildiğinin farkında.

Son olarak, İstanbul’un ayakta kalan ender tarihi semtlerinden Süleymaniye’nin Katar ile işbirliği içinde yeniden inşa edileceği bizzat Erdoğan tarafından açıklandı. Hem de korkunç sözlerle…

Geçtiğimiz hafta televizyonlarda yayınlanan özel yayında Erdoğan, dikey mimariden bir an önce sıyrılarak, yatay şehirleşmeye öncelik vermek istediklerini anlatarak, “Zaten bizim medeniyetimizde, bizim kültürümüzde yatay şehirleşmeyi görürsünüz. Bakın şimdi Süleymaniye’nin etrafı şu anda yenileniyor. Bütün o tarihi eserler vesaire, oralar şu anda Katar-Türkiye-Kiptaş işbirliğiyle yıkılıp, aslına uygun olarak inşa edilecek. Orası mesela çok ciddi bir çekim haline gelecek. Ama bitince bambaşka olacak” ifadelerini kullandı.

Her kelimesi facia dolu. Öncelikle yatay şehirleşme sözü tam bir kendini inkar. Çeyrek asırdan fazladır İstanbul’u yöneten bir Erdoğan hala yatay mimariden bahsediyor. Dünyanın en büyük açık müzelerinden birini beton yığınına çeviren kendisi değilmiş gibi konuşabiliyor.

TOKİ ve Kiptaş gibi kamu kurumlarıyla İstanbul’un dört bir yanına gökdelenler diken bir Erdoğan-AKP rejiminin Süleymaniye’yi de ruhsuz bir beton yığını haline getireceğine kimsenin şüphesi olmasın.

Özellikle İstanbul’da yapılan pek çok tarihi eser restorasyonlarında hangisinin aslına uygun olduğu tartışmaya açık.

Zaten bu restorasyonlarda rüşvet ve dolandırıcılık olduğuna dair binlerce iddia var.

Tarihi Suriçi bölgesinde yer alan Osmanlı ve Bizans dönemine ait binlerce eser adeta Erdoğan ve aç gözlü yandaşlarının insafına terkedilmiş durumda.

Sultanahmet, Beyazıt, Kadırga, Kumkapı, Yenikapı, Kocamustafapaşa, Fatih, Zeyrek, Vefa, Şehzadebaşı, Cibali, Balat, Cağaloğlu, Nuruosmaniye, Samatya, Yedikule, Eyüp… Herbirinin ismini anınca insanın burnunun kemikleri sızlıyor.

Ve isimleri bile insanın aklını başından alan bu semtlerin birçoğu artık birer beton yığını veya yaşanmaz semtler haline geldi.

Eski İstanbulluların söylediği bir söz vardır; İstanbul kokusu. Evet bu bir gerçekti. 1990’lı yıllara kadar dahi özellikle Suriçi bölgesinde bir İstanbul kokusu vardı. Tabi ki bu kokuyu tarif etmek imkansız ama belki de insanı tarihe bağladığından dolayı öyle bir his veriyordu.

Bir Cağaloğlu’nda, bir Süleymaniye’de, Mahmutpaşa’da, Küçükpazar’da yürürken tarihle içiçe yürüyor hissine kapılıyordu insan.

Fakat şimdilerde restore edilen eserler dahi insana beton hissi veriyor.

Meselenin ikinci boyutu ise Katar. Neredeyse Erdoğan’ın ikizi haline gelen Katar Emiri’nin Türkiye’ye gelmesi yetmiyormuş gibi Türkiye’nin en değerli yerlerini satın almasıyla da sürekil gündemde.

Son olarak Sakarya’daki tank-palet fabrikasını almasıyla gündeme gelen Katar’a, Süleymaniye neye karşılık peşkeş çekiliyor sorusu ister istemez insanın aklına geliyor.

Erdoğan’ın tek seçim vaadi çay poşetleri…

Erdoğan medyasını izledikçe insanın gerçekten yüzü kızarıyor. Herşey sözle, yani halk tabiriyle icraat yok. Neredeyse uzay aracı bile yapılıyor o kanallarda, ama yapılan yer, fabrika, kim yapıyor belli değil.

Son olarak sosyal medyada dolaşan bir AHaber klasiği var. Haberde neler yok ki…

Yerli elektrik uçağı, dünyanın önde gelen ülkeleri ile eş zamanlı üretilecek… Uzay sonda roketi ve fırlatma rampası… Türkiye bu şekilde kendi uydusunu kendisi fırlatacak. Bir diğer proje, rüzgar tüneli projesi…

Göründüğü gibi bu haberlerin hiçbirinde ne yapan belli, ne de dünyanın o önde gelen ülkelerinin hangisi olduğu belli değil.

Tıpkı her seçim öncesi ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilen ancak hiçbir şekilde ortaya çıkmayan o görünmez araba gibi.

Ama o görüntüler arasında Erdoğan’ın yol boyunca dizilen binlerce insana çay poşetleri atması da var. Ama bu görüntü öyle bir sunuluyor ki, o çay her eve bereket getirecek gibi.

Ama insanlar mutlu hallerinden. Saatlerce tanzim satış kuyruklarında bekleyen yaşlı başlı adamlar, teyzeler hallerinden hiç şikayetçi değiller ve bunu bir bolluk ve Erdoğan’ın başarısının bir simgesi olarak anlatıyorlar. Sıkıntının farkında olanlar ise suçluyu zaten biliyor. O suçlu Erdoğan’ın ruh ikizi olan kişi…

Toplum öyle bir propaganda bombardımanı altında ki, mesela arabadan atılan poşetleri kapma yarışına giren ve birbirini ezenler, 10 kişilik işçi alımı için sıraya giren onbinlerce kişi ülkenin çağ atlamasına örnek olarak gösterilebiliyor.

Sonuç olarak toplum ektiğini biçiyor. Erdoğan da toplumun istediğini veriyor. Toplum ne istiyor; hamaset. O da Erdoğan’ın en sevdiği alan. Çünkü hamaset eşittir yalan.

Bunu da takip et

Güney Kore Guaido’yu eçici Devlet Başkanı Olarak Tanıdığını İlan Etti

Güney Kore Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Seul hükümetinin, Venezuela’da kendini “geçici devlet başkanı” ilan eden Juan Guaido’yu tanıdığı …