ana sayfa / Son Dakika / Trump, İran yaptırımları ile ne amaçlıyor?

Trump, İran yaptırımları ile ne amaçlıyor?

Üst Akıl

Sinan Mert

Trump Yönetimi bu yıl Mayıs ayında İran ile Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi (ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere) ve Almanya arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmiş ve geçtiğimiz Pazar gününden itibaren de bu ülkeye yönelik tarihinin en büyük ambargosunun ikinci dilimini başlatmıştı. İlk dilim 7 Ağustos’ta devreye girmişti.

İran ile iş yapan üçüncü ülkeleri de kapsayan karar ile İran’ın terör örgütlerine yaptığı yardımın kesilmesi ve nükleer çalışmalarının engellenmesi amaçlanıyor.

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, 1991 ve 2003’te iki Körfez Savaşı ile Ortadoğu’daki dengeleri alt üst ederek adeta İran’ın önünü açtı. Bu savaşlardan sonra bölgede El Kaide ve İŞİD gibi tarihin en kanlı Sünni olduklarını iddia eden terör örgütleri ortaya çıktı. İran destekli partiler ve rejimler Irak, Lübnan, Suriye, Afganistan, Yemen, Körfez ülkeleri vs. pek çok ülkede ya iktidarı ele geçirdi veya ülkenin en önemli unsurları haline geldiler.

Bölgeyi kasıp kavuran Arap Baharı rüzgarı ise İran’ın bölge üzerindeki iştahını kabarttı. Daha önce Basra Körfezi çevresinde bir Şii Hilali oluşturma gayreti içinde olan İran, bu hedefi önce Akdeniz’e kadar genişletti, şimdilerde ise Atlas Okyanusu’ndan Endonezya’ya kadar geniş bir coğrafyada at koşturuyor.

İran bu nüfuza, devam ettiği öne sürülen ABD ve Batılı ülkelerin ambargosuna rağmen gerçekleştirdi.

Peki bu tabloya bakıldığında İran’ı tarihinde olmadığı kadar güçlü hale getiren ABD ve Batı iken Trump neden İran’a bu kadar angaje olmuş durumda?

Veya Batı’da çok güçlü bir diasporası bulunan ve Ortadoğu’da Sünni bir blok oluşmasının önündeki en büyük engel olarak görülen Şii İran’ın devre dışı kalmasını Trump gerçekten istiyor mu?

Ya da tüm bunları İsrail için mi yapıyor?

Kendisini İsrail’i korumaya adayan, bunu göstermek için de ABD büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyan Trump, İran’ın İsrail için bir tehdit olmadığının herkes gibi farkında. Dolayısıyla perde önünde tıpkı Erdoğan-Netanyahu atışması gibi gerçekleşen İran-İsrail sataşmalarının da tamamen göz boyama amaçlı olduğunu çok iyi biliyor.

Peki neden İran?

Bunun birkaç sebebi olabilir.

       Birincisi; İran alıcısı olan bir ülke. Yani Trump İran ismini kullanarak Batı dünyasında ve ülkesinde popülaritesini artırmak istiyor. Batı’da ve özellikle de ülkesinde İran’ın imajı hiç de iç açıcı değil. İlk hedef bu hafta içinde gerçekleşen ABD Temsilciler Meclisi, Senato ve valilik ara seçimleriydi. Trump beklendiği gibi özellikle Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetti ama büyük bir hezimet yaşamadı. Bunu başarmakta başta İran ve göçmenler olmak üzere kullandığı ırkçı dilin önemli bir payı oldu.

İkincisi; İran demek para demek. Yani her İran gündeme geldikçe, bölge ülkelerine silah satışı tavan yapıyor. Bunu Trump’ın kendi ifadelerinde de apaçık bir şekilde görebiliriz.

Üçüncüsü: Başta Avrupa Birliği ve Japonya olmak üzere büyük güçleri kendi liderliği etrafında toplamak istiyor.

       Dördüncüsü: Obama döneminde Ortadoğu’daki varlığını azaltmaya başlayan ABD’nin etkisini daha az askeri güçle artırma isteği.

       Beşincisi: İran’ı petrol ve doğal gazda devre dışı bırakarak, Çin, Hindistan ve diğer büyük güçleri daha kontrol edilebilir hale getirmek. Böylece Çin’e karşı başlattığı ekonomi savaşında bir adım öne geçebilmek.

Peki Trump, yürürlüğe koyduğu yaptırımlarla İran’a diz çöktürebilir mi?

Bu durum biraz da başta Avrupa Birliği olmak üzere Batılı güçlerin Trump’ın yanında yer almasına bağlı.

Zaten ekonomisi çökmek üzere olan İran’ın petrol ve doğal gazdan elde ettiği gelirler, bütçesinin neredeyse tamamını karşılıyor. Ama kurduğu milis gücü ve istihbarat ağının yanısıra halkı karşı karşıya getirebilme kabiliyetiyle toplumu kontrol eden molla rejiminin çıkabilecek halk isyanlarını kolaylıkla bastırabileceğini son iki yıl içindeki tecrübelerden gördük.

Dolayısıyla ekonomik yollarda rejimi devirmek çok da kolay görünmüyor. Kaldı ki, yaklaşık iki yıl boyunca Suriye ve Irak’ta pek çok petrol yatağını kontrol eden IŞİD’in dahi Türkiye üzerinden petrol sattığını düşünecek olursak, İran’ın da bu yollarla rahatlıkla müşteri bulabileceğini ve milis güçlerini finanse edebileceğini hesaba katmak gerek.

Ayrıca İran’la çok yakın ilişkileri bulunan Almanya ve Fransa başta olmak üzere pek çok ülke, ABD’nin neden İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çıktığını anlamış değil ve 2015 yılında imzalanan anlaşmanın yürürlükte olması gerektiğini ifade ediyor.

Bu ülkelerin Trump’a karşı seslerini yükselttiğini sık sık medyadan takip ediyoruz. Dolar’a karşı küresel bir Euro ağı kurmaları durumunda Trump ve ABD’nin küresel hegemonyasının ağır darbe alacağı konuşulan senaryolar arasında. Bu durumda kimsenin İran’a uygulanan yaptırımları uygulama mecburiyeti de kalmayacak.

Ayrıca ABD’nin bazı ülkelere yönelik uyguladığı ambargolar ve rejim değiştirme ya da bazı ülkeleri terörden arındırma faaliyetlerinin nasıl başarısızlıkla sonuçlandığını görüyoruz. Mesela on yıllardır yanı başındaki Küba’ya abluka uygulayan ABD bir türlü rejimi değiştirme başarısı gösteremedi.

Benzer durumlar Afganistan, Irak, Suriye, Yemen gibi ülkeler için de geçerli. Afganistan’dan Taliban’ı atmak için milyarlarca dolar harcayan ABD, başarısız olduğunu itiraf ederken, gitmesini istediği Beşar Esad’ı deviremediği gibi Irak’ta da İran yanlısı güçlerin ülkeyi ele geçirmesine engel olamadı veya olmadı.

Sonuç olarak İran’a ambargo Trump’ın şahsi bir meselesine dönüştüğü için dünyadan büyük bir tepki görüyor. Trump bu tepkileri dindirebilirse belki hedefine ulaşabilir. Tabi bunun için de önce kendi ülkesinde gücünü pekiştirmesi gerekiyor.

 

CHP, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmeyi sürdürüyor!

İsmi, 2014 yılında İŞİD’in Musul’daki Türk konsolosluğunu işgal etmesi ve tüm diplomatik personeli 101 gün boyunca rehin tutmasıyla gündeme gelen dönemin başkonsolosu ve şimdiki CHP milletvekili Öztürk Yılmaz, tuhaf çıkışlarıyla gündeme gelmeyi sürdürüyor.

Yılmaz katıldığı bir televizyon programında AKP’li tetikçi gazetecilerle tartışmaya girerek Ezan’ın Türkçe okunması gerektiğini söyledi. En az kendisi kadar İslami literatürden uzak tetikçi gazeteceleri adeta kahramanlaştıran Yılmaz, bu çıkışıyla kamuoyunun hırsızlık, yolsuzluk, çeteleşme, cinayetler gibi Türkiye’nin gerçek gündeminden kopmasını sağlayan nöbetçi CHP’li oldu.

Her hafta ya Erdoğan’ın kasıtlı bir çıkışına cevap verme yarışına giren ya da Atatürk üzerinden hamaset yapan CHP, bu şekilde Erdoğan için biçilmiş bir kaftan vazifesini de hakkıyla yapmış oluyor.

İŞİD tarafından esir tutulduğu dönem hakkında net açıklamalar yapamayan ve sadece Erdoğan’a sataşarak, ‘bizi İŞİD’e sattınız, bizi MİT kurtarmadı, İŞİD’le yaptığınız pazarlıklarla salıverildik’ demekten başka bir argüman ortaya koyamayan Yılmaz, Haziran seçimleri öncesinde de cumhurbaşkanlığı için aday olduğunu açıklamış, kimseden destek bulamayınca sessiz bir şekilde adaylıktan vazgeçmişti.

AKP’li tetikçi gazetecilerin gündem saptırmak için aradığı ideal isimlerden olan Yılmaz’ın Türkçe ezan çıkışını neden yaptığını bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey, bunu gündeme getirenlerin ezan Türkçe okunsa dahi namaza gitmeyecekleri.

İkincisi Türkçe’ye bu kadar meraklı bu tiplerin en az bir yabancı dil bildiklerini de unutmamak gerekiyor. O halde neden yabancı dil öğreniyorsunuz? Tabi ki kariyer için. O halde ahiretin için de Arapça öğrenebilirsin. Ya da en azından ezanın anlamını öğrenebilirsin.

Bunu da takip et

Bektaş gitti Özdeş geliyor

Spor Toto Süper Lig’de üst üste 4’üncü yenilgisini Demir Grup Sivasspor’a deplasmanda 2-0 yenilerek alan …