ana sayfa / Son Dakika / VARLIK İÇİNDE YOKLUK

VARLIK İÇİNDE YOKLUK

Yusuf Kamil Sözeri

Teyzenin biri bankaya, kirasını yatırmaya gitmiş. Ev sahibi her ay başında kirayı hesaptan çekiyor. Tabi kiralar pahalı, kadıncağızın içine oturuyor bu parayı ödemek. Körolası herif bir ev bırakmadan göçüp gitmiş, elden ne gelir. Parayı sayan memur, “Teyzeciğim açıklamaya ne yazayım?” diye sorunca cevabı yapıştırıvermiş: “Yaz oğlum, Allah yedirmesin yaz!…”

Öyle ya, nasipten ötesi yok. Allah kimine vermiyor, kimine verip yediriyor hesabını sormak üzere, kimine verse de yedirmiyor nasip mefhumunu aklı kıt insanın gözüne sokarcasına.

Denizi olmayanların denizcilik bakanlığı ihdâs ettikleri şu üç günlük dünyada; üç tarafı denizlerle, dört bir yanı nehir ve göllerle dolu ülkemizde zaman zaman balık sıkıntısı çektiğimiz cümlenin malumudur. Varlık içinde yokluk böyle bir şey olsa gerek.

Geçenlerde bize yakışmayan bir yokluğu da kağıt sektöründe yaşamıştık. Ne kağıdı demeyin. Tabi ki tuvalet kağıdı. Bu kadar az okunan bir vasatta matbaa kağıdı olmasa, kitap basılmasa ne gam!..

Diyeceğim o ki mutlak mânâda bir yoklukla karşı karşıya kalmıyoruz. Olanı kendi elimizle savıyoruz. Tesis yapıyoruz, birçok şeyi tedarik edip iş gücü de sağlıyoruz. Lakin dışarıya bağımlılık modasından kurtulamadığımız için iş gelip bir yerde tıkanıyor. Koca fabrikalar, bir madde ithal edilemiyor diye tuvalet kağıdı üretimini durduruyor. Sonuç? Tabi ki vahim.

Yani yok demek, işin kolaya kaçmacası. Neymiş, ülkede kaliteli üretim yokmuş. Senenin birinde Rusya kiraz alımını durdurmuştu da sağ olsunlar, onların sayesinde gözümüz kiraz görmüştü.  Meğer varmış da dışarı gidiyormuş. Yok diye bir şey yok yani. Ne demiş eskiler? “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.”

Bizimki olmamaktan değil, olanla fazla oynamaktan. Adam sabahın nurunda köyden kalkıp kasabaya gidiyor ki saf  tereyağını satıp parasıyla bir teneke uyduruk margarin alsın. Dedim ya Alllah yedirmiyor diye. Millet büyük şehirde öyle tereyağı bulamıyor ki yesin, bizimki de kendini yokluğa mahkum ediyor.

Son günlerde fakir doğan, boş kovan(arı kovanı) derken yokluklara bir de soğan eklendi. Cenab-ı Hak, bir şeylerin bolluğunun olabileceği bir memlektte bizi olanın yokluğuyla imtihan ediyorsa herhalde düşünmek lazım.

Üstelik hasattan sonra uygun koşullarda depolanması gereken soğanların bulunduğu mekanların polisler ve gazeteciler tarafından basılması, “İşte yokluğun müsebbipleri!” diye çığırtkanlık edilmesi yok mu? “Yok yok deme, yok olur.” demişler. Bizimki varlık içinde yokluk.

Bir zamanlar Kars’ın karaborsacılarının müşteriye “O yok, bu yok!” dedikleri hengamda Kars Çayı taşınca neler olmuştu. Ne olacak? Taşan çay toptancıların alt katlarındaki depoları basınca mallar apar topar yola çıkarılmıştı da “Yok ne demek?”, vatandaş bir kere daha anlamıştı.

Nasibin yağmur gibi belli bir taksimle dolaştığı dünyada zaman zaman bizi de kendi elimizle sebep olduğumuz yokluklar gelip buluyor işte .Gülümüz var, saksımız yok. Gübremiz var, tarlamız yok. Kalbimiz var, insafımız yok. Paramız var, zekatımız yok. Niyetimiz var, amelimiz yok. İşimiz var, gücümüz yok. Bilim adamımız var, teşvikimiz yok. Projemiz var, fonumuz yok. Tahtımız var, tahsilimiz yok. Sarayımız var,… yok.

Hâsılı bizimki bir başka türlü imtihan. Bunun başka izahı yok!..

 

Bunu da takip et

Bektaş gitti Özdeş geliyor

Spor Toto Süper Lig’de üst üste 4’üncü yenilgisini Demir Grup Sivasspor’a deplasmanda 2-0 yenilerek alan …